Drama Kumpanya
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Sanat Yönetmeni
  • Kadromuz
  • Oyunlarımız
  • Galeri
  • SDK
  • Kumpanya Yazıları
  • Çalışma Dosyaları
  • İletisim

DENİZ DEMİR

Picture

1987 Samsun doğumluyum. İlköğretimimi İstanbul'da İcadiye İlköğretim Okulu'nda tamamladım. Ortaokula Adana ve Ankara'da Devam ettim. Liseyi İzmir, Ankara ve İzmir'de tamamladım. Şimdilik Marmara Üniversitesi Su Ürünleri bölümü mezunu ve Eskişehir Anadolu Üniversitesi İşletme A.Ö.Fakültesinde öğrenciyim.


Bir sene Gibi Yapanlar Tiyatrosu'nun düzenlediği Drama Kulübü Tiyatro Atölyesi'nde tiyatro ve oyunculuk eğitimimi tamamladıktan sonra Drama Kumpanya'da Tiyatro Laboratuvarı çalışmalarını tamamladım ve Drama Kumpanya'da kadrolu olmayı başardım. Ayni zamanda MİNT Akademi yaz Kursu oyunculuk çalışmalarına katıldım. 




 TİYATRO EĞİTİMİ : 

Marmara Üniversitesi Tiyatro Topluluğu – Oyunculuk Eğitimi ( 1 yıl )


Gibi Yapanlar Tiyatro Topluluğu – Drama ve Oyunculuk Eğitimi ( 2 yıl )


Oluşum Drama Enstitüsü – Drama Eğitmenliği


Işıl Kasapoğlu Oyunculuk Atölyesi


Derya Alabora Oyunculuk Atölyesi


Berkun Oya Yazarlık Atölyesi 


Şahika Tekand Oyunculuk Atölyesi

Fehmi Karaarslan Maskelerle Yolculuk Atölyesi

MİNT Akademi Yaz Dönemi Oyunculuk Kursu


DRAMA EĞİTMENLİĞİ 

Drama Kulübü
( Üniversite Öğrencileri )

Marmara Üniversitesi ( Drama Liderliği Atölyesi )
Ümraniye E Tipi Kapalı Cezaevi ( Mahkumlar )
Tiyatro Eğitim Derneği ( Kişisel Gelişim İçin Drama Liderliği )
Özel Tarhan Koleji ( Lise Öğrencileri )


YER ALDIĞIM FESTİVALLER

Bahçelievler Genç Sahne Tiyatro Festivali
(Gibi YAPANLAR-DRAMA Kumpanya)

İstanbul Büyük Şehir Belediyesi Şehir Tiyatroları 26. Genç Günler Tiyatro Festivali
(DRAMA Kumpanya)

Marmara Üniversitesi Bahar Şenlikleri 2010
(DRAMA Kumpanya)




OYNADIĞIM OYUNLAR ve ROLLERDEN BAZILARI : 

Keşanlı Ali Destanı: ZİLHA ve NEVVARE

Yaşam Deneyi:
FAHİŞE ve GÜZELLİK KUMKUMASI

Biraz Gelir misiniz:
MİSA

Othello'nun Delisi: EDİTÖR - SULTAN TEYZE - BELGİN

Yalnız Tanrı'nın Eli Titremez :
FAZİLET




YER ALDIĞIM DANS KAREOGRAFİLERİ

Dario Fo: "Ben Ulrike, Bağırıyorum" adlı oyunun dans kareografisi



KAMERA ÖNÜ DENEYİMLERİM

Lale Devri (Dizi) :
24 ve 28. bölüm (Hemşire)

Aile Sırları (Dizi) : Zeynep karakteri (Bölüm oyuncusu)

Ondine's Curse (Film) : Kız kardeş

Masumiyet ( Kısa film Proje Ödevi ): Uğur rolü (canlandırma)


YÖNETTİĞİM OYUNLAR

- 4. Duvar (
Ümraniye E Tipi Kapalı Cezaevi'nde Mahkumların yazdığı 2 kısa oyun )
- Tuncer Cücenoğlu :
"Boyacı" ( ynt yrd. )


YAZDIĞIM KISA FİLMLER

-
BABA

MAKALELERİM

-
Mahkumlarla Oynamak
- Sahneden Geçen Kimsenin Yolu Cezaevine Düşmez


Kamera Önü




BAZI ŞİİR VE YAZILARIM




KİMLİKSİZ GECELER

Kirli gecelerdi uzun zamandır uyuyamadığım. 
Yine de siyahı severdim bırakamadım… 

Görünen bütün günahları örten siyah geceler… 
Gözlerime yaşları, yüreğime korları dolduran geceler… 
Denizdeki incileri ipe dizdiren, ipi kopartan geceler… 
Yine de sevdiğim, özlediğim geceler. 

Soğuk gecelerdi uzun zamandır ısınamadığım 
Yine de siyahı severdim, bırakamadım. 

Bütün acıları hatırlatan, sitem dolu geceler… 
Dertlerimin kaynağı, dertlerimin dermanı geceler… 
Sözlerimin satır başı, noktalarımı koyduğum geceler… 
Yine de sevdiğim, özlediğim geceler… 

Yalnız gecelerdi, uzun zamandır omzunda ağladığım… 
Yine de severdim siyahı, bırakamadım 

Yıldızları saydıran, yıldızları kaydıran geceler… 
Bana yazı yazdıran, yazdıklarımı yaktıran geceler… 
Geçmişimi andıran, andıkça saydıran geceler… 
Yine de sevdiğim, özlediğim geceler. 

Muhabbetli gecelerdi, son zamandır yaşadığım 
Yine sevdim siyahı, bırakamadım. 

Seni bana kazandıran, bana bunu yazdıran geceler… 
Seninle huzur bulduran, gözlerimi güldüren geceler… 
Melekleri anlatan, mutluluktan ağlatan geceler… 
Yine sevdiğim, özlediğim geceler… 

Deniz Demir




BABA

Şimdi bir hastane odasında açılmasını bekleyen gözlerine kilitlenmişken yüreğim nasıl bir mucizeyi yitirdiğimi hesaplamaya cesaretim yok benim. 
Hep kendimi senden önce ölmeye hazırlamışım meğer. Hep seni yüksek yerlerde gördükten sonra, istediğim gibi bir insan olduktan sonra ve mürivetini gördükten sonra ölmeyi hesaplamıştım. Ne hayallerim vardı senin için. En iyi evlat sen olacaktın, en iyi okullarda okuyacak, en iyi işe sahip olacak ve en güzel evliliği sen yapacaktın; ben bütün bunlardan sonra ölecektim evlat. Şimdi senin yerinde ben yatacaktım. 
30 yıl öncesini hatırlattı bu beyaz oda. Annen vardı yanımda, sen onun kucağında. Yine gözlerin kapalıydı evlat. Tıpkı bana benziyor dedim, benim gibi mert ve sert. Elleri, ayakları, gözleri aynı babası diye gururlanmıştım, sen benim ilk oğlumdun evlat. Benim hayallerimin bittiği senin hayallerinin başladığı yerdi. İlk baba deyişinde dünyamı vermiştin bana, en çok beni sevecek hayatta dedim. Kendi ellerimle düzenledim minicik odanı, ellerinden tuttum ilk adımlarında, yemek yerken ben vardım yine yanında.
Sonra biraz daha büyüdün evlat, baktım ki yürümeye çalışıyorsun kendi kendine, hiç tutmadım ellerinden, kendi ayaklarının üzerinde durabilesin diye. Düşüp düşüp kalkıyordun bana bakıyordun, bana ilk kızmaya başladığın gündü evlat. 
Zaman akıp gidiyordu, okula başlarken senin için aylarca okul araştırıp en iyisine yazdırmıştım. Okulun ilk günü yine yanındaydım evlat ama ertesi gün yoktum, zorluklarla başa çıkabilesin diye. Hayatın zorluklarını öğrenmen gerekiyordu oğlum, hayat hiç de kolay değildi. Yeri geldi cebine harçlık koymadığım oldu, aç kalmak ne demek öğrenmeliydi evlat. 
Hep iyi karneler getirirdin, herkes senden bahsederdi gururlanırdım ben de. İlk karne hediyen yine bendendi oğlum, ilk bisikletini almıştım. Sen sürmeye çalışırken uzaktan izliyordum, birkaç kez düştüğünde kendi başına öğrenmen için gelmedim yanına. Azimliydin, düştüğün zaman bile ağlamazdın çünkü sen benim oğlumdun. Sürmeyi öğreninceye kadar izledim, başardığını görünce eve gittim evlat. 
Bir gün işten dönüyordum sana çikolata almıştım sokağı döndüğümde genç bir adam bir kızı öpüyordu masumca, kafamı çevirip yolumu değiştirdim, benim oğlum büyümüştü işte o gün anladım. Eve döndüğünde aldığım çikolatayı kardeşine verdiğimi görünce kıskanmıştın, beni yanlış anlamıştın. 
Günler ayları kovalarken üniversiteden mezun oluşunla ben de artık yaşlandığımı fark ettim. Ben iyi bir babaydım ama sen de iyi bir evlat olmuştun hep. İstediğim gibi yaşamış, öğütlerimi dinlemiş, istediğim yerde okumuş ve çalışmanı istediğim yerde de işe girmiştin. Beni mutlu bir baba etmiştin. Ta ki şu mektubun elime geçene kadar: 

“Sevgili babacığım, bunları size çok önceden söyleyebilmeyi isterdim fakat siz benim söylediklerimi duymayacağınız için şimdi ancak bu şekilde öğrenebiliyorsunuz. 
Hatırlıyor musunuz, bir gün bana bisiklet almıştınız, karne hediyesi. Bütün arkadaşlarım kıskanmışlardı, “çok şanslısın ne iyi bir baban var” demişlerdi ben de “evet öyledir.” Demiştim. Hemen sürmek istemiştim, siz köşe başında sürmemi izliyordunuz. İlk deneyişimde düşmüştüm dizlerim kanamıştı ve siz yanıma gelmemiştiniz. Ağlayamamıştım çünkü siz her ağlayışımda “erkek adam ağlamaz, sen benim oğlumsun. Ağlama bakayım.” Derdiniz. Hemen toparlanıp ikinci kez denemiştim yine olmamıştı, üç, dört derken artık sürebiliyordum, ama sizin benim yanımda olmayışınız, düşünce kaldırmayışınız hiç çıkmıyordu aklımdan. 
Bir gün okula giderken sizden harçlık istemiştim, aslında hiç isteyemezdim. Siz de şaşırıp “ben babanım, paraya ne zaman ihtiyacın olduğunu bilirim, haftalığının süresi daha bitmedi paranı yarın alacaksın.” Demiştiniz. O gün ilk kez aşık olduğum kızın doğum günüydü, okulda bir parti yapmışlardı. Bütün arkadaşlarım kıza hediyelerini vermişti. Ben sırf hediye alamadım diye doğum gününü kutlamamıştım. Ondan hoşlanmadığımı düşünmüştü. Şimdi o kız en yakın arkadaşımla evlendi. 
Sonra liseye başlamıştım. Ben gazeteci olmak istiyordum, bunun için bütün araştırmalarımı yapmıştım kendimi ona göre geliştirmeye başlamıştım ki siz bana “baba mesleği doktorluktur.” Dediniz. Tercihlerimi bile yapmıştınız. Kazandığımda herkes “Doktor oldu aferin.” Demişti. Mezuniyet günü kep atılırken ben lanet ederek yere atmıştım, farkında değildiniz. Siz mutluluktan, bense üzüntüden ağlıyordum. 
Şimdi ise birine deli gibi aşığım, yıllardır gözüm ondan başkasını görmüyor baba. Size gelinin diye getirip el öptürmeyi ne kadar çok isterdim eğer siz bana komşu kızını uygun görmeseydiniz. Ne O’na anlatabildim bunları ne size ne de kalbime. 
Çocukluğumu yaşayamadığım, hep bir büyük gibi davranmak zorunda kaldığım yıllardan bu güne kadar sırf sizin sevgini üzerimde hissetmek için yaşadım. Sizden de vazgeçemedim, kendimden de. İşte baba, sizin sevginizi kazanmak uğruna kendi hayatından vazgeçmiş oğlunuzla gurur duymayacak mısınız? Kendi hayatımdan vazgeçiyorum baba. 
Hoşça kal, Oğlun” 
Şimdi bunları okurken sevgili oğlum ne büyük bir hata yaptığımı anlıyorum. Sen dünyaya geldiğin zaman yeni bir ben yarattım senden. Oysa sen, sendin. Benim oğlum olman, ben olmanı gerektirmiyordu ama ben hep yarım kalan yanlarımı tamamlamak istedim sende, yapamadıklarımı yapmanı istedim. Böyle mutlu olacağını düşündüm ama olmadı. 
Ben iyi bir baba olamadım ama sen hep iyi bir evlattın. Yeniden doğumuna şahit olmak istiyorum ne olur aç gözlerini yavrum. Yine önce “baba” de. 


Deniz Demir 
01.12.2009








SESSİZLİĞİN SABAHINDA



Ayak seslerinin sustuğu tenhadayım. 
dizlerini karnına kadar çekmiş bir çocuk edasıyla 
yağmurun hıçkırık sedasıyla söylüyorum sana yazdığım hasret türkülerini. 

Bir yol var ufuk çizgisinin bittiği yerde başlayan, 
Yüreğimi yüreğine bağlayan ve yüreğimi dağlayan... 

Eylül gibi yaprak dökümünde şimdi kalbim... 
Yanağımı ıslatan yağmura, gözlerimden yağan dolu eşlik ederek donduruyor ruhumu ve bedenimi. 
Hiç bir yokluk üşütmedi senin yokluğun kadar yüreğimi. 
Bu soğuk iklimin ortasında yaktım kalbimin kara sevdasını, tuttum elinden özleminin, 
sığındım hayalinin yamaçlarına... 

Bir yanım kalk diyor; 
Siper et sevgini bu yollara, yüzünü kırbaçlayan rüzgara, gözyaşlarına nisbet yağan yağmura... 
Geçsin gönlünün sonbaharı-kışı... 
Geceyi kovalayan gün gibi sırasında gelsin mevsimin yazı... 
Hele bir dönsün göçüp giden kuşlar ülkelerine... 
Sarsın şehri güneş hasretle ve şefkatle... 

Bekle diyor bir yanım... 
Bu hasretin sonu vuslat, 
Her gecenin sabahı gün ışığı, 
Her yağmur sonrası renk kuşağı... 
Bekle... 

Durur mu diğer yanım? 
Ağla diyor; 
gözlerim, sözlerim, özlerim, ağla... 
Bu hasret ayazı yakar kavurur seni, 
Dayanamayacaksın bu soğuğa... 
Yüreğinin dalları kırılacak birer birer bu rüzgarda.... 

Sanki bir iç savaş yapıyor ruhum. 
Bir taarruza geçiyorum bir savunmaya. 
Bu halet-i ruhiye ile tarihte olağanı yaşuyorum... 
Sanırım ben bu savaşı kaybediyorum... 
Beyaz bir bayrak verin bana 
Artık pes ediyorum.. 

Karnıma kadar çektiğim bu küçücük dizlerim mi taşıyacaktıbunca yükü? 
Gözlerimi tek başıma sildiğim bu ufacık, soğuktan çatlamış ellerim mi uzanacaktı tüm özlediklerime? 
Ya yüreğim? 
Bu yüreğim bunca hasreti kaldıracak kadar büyük müydü benim? 
Özlemlerim o yüreğe sığacak mıydı ? 

Biriktirdiğim tüm çığlıkları haykırıyorum şimdi en sessiz olanından... 
Ne sen duyuyorsun beni, ne ben duy istiyorum seni... 
Sözlerin bittiği yerde başlayacak olan boşluğa atmaya hazırlanıyorum ruhumu. 
Gidiyorum ben sevgimin son umudu... 
Bilmiyorum ne oldu bu savaşın sonucu. 
Yara almış dört bir yanım 
Ve kan kaybederken sol yanım, 
Hala sen sen diye atarım... 


DENİZ DEMİR





SANA YAZIYORUM

Sana yazıyorum.
İlk yazışım değil, son da olmaz biliyorum 
Ama uzun bir aradan sonra sadece sana sesleniyorum.

Unutmuşken ellerim kalemi, kağıdı
Ve tövbe etmişken sevda şiirlerine,
Uzuna bir aradan sonra sadece sana yazıyorum.

Uzaktasın şimdi, az zaman da olmadı sen gideli
Ne zaman gelirsen beklerim
Sen bilmezsin, ben her gece seni özlerim.

Sessiz olur gece odam ve hafiften müzik duyulur
Seni en iyi anlatanından.
Sen bilmezsin ben her gece seni dinlerim.


Uyku iner gözlerime, uyurum.
Yağmur yağar ben senin sesin diye irkilirim.
Sen bilmezsin ben her gece seninle konuşurum.

Sabahları buruktur içim, sensiz güne merhaba derim.
Seni arar gözlerim sokaklarda, gölgenle sevinirim.
Sen bilmezsin ben her gün hayalini görürüm.

Dalarım denizlere, sözlerini ararım
Sadece seni seviyorum deyişine kanarım.
Sen bilmezsin ben her gün sana yanarım.

Gözlerim de dolar bazen bilirsin ama tutarım,
Hepsini gelişlerine saklarım.
Sen bilmezsin ben her an yürekten ağlarım.

Özlem sararsa dört bir yanımı,
Kimselere söylemem, içime atarım.
Sen bilmezsin ben herkesten gidişini saklarım.

Kağıttan uçaklar yaparım sıkıldıkça,
Sonra uçmasınlar diye yırtarım.
Sen bilmezsin ben her uçak görüşümde gözlerimi kaparım.

Sözler biriktiririm sana,
Uzun cümleler kurarım.
Sen bilmezsin ben her gece seni yazarım.

Bir gün daha bitti, saat seni beş geçiyor.
Uyku indi yine gözlerime, az sonra uyurum
Rüyama girersin yine seninle buluşurum.

Üşüyorum biraz 
Ama mevsimlerden yaz.
Sen bilmezsin sen yokken benim adım AYAZ.


DENİZ DEMİR
11.05.2009

sana yaz�yorum yazan deniz demir izlesene.com

kimliksiz geceler yazan ve seslendiren deniz demi | izlesene.com

Picture
Create a free website with Weebly