Drama Kumpanya
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Sanat Yönetmeni
  • Kadromuz
  • Oyunlarımız
  • Galeri
  • SDK
  • Kumpanya Yazıları
  • Çalışma Dosyaları
  • İletisim

DRAMA KUMPANYA YAZILARI

MAHKUMLARLA OYNAMAK
Deniz DEMİR

Picture
Asistan:  “Sayın seyircilerimiz, oyunumuzun başlamasına 10 dk var. Lütfen cep telefonlarınızı kapalı konuma getiriniz.” Anonsumuz hazırdır.

Yönetmen: Olmamış.

Asistan : Neden? Sesi mi beğenmediniz?

Yönetmen : Hayır ses güzel de burası cezaevi.

Asistan : Anlamadım?

Yönetmen : Burada cep telefonu bulunmaz.

Anlayacağınız cezaevinde oyun çıkarmak hiç de kolay değil. Yani alışılagelmiş her yöntemi, her tekniği ve tabi ki her anonsu burada kullanamıyorsunuz.

Bir önceki yazımda* Drama Kumpanya olarak Ümraniye E tipi Kapalı Cezaevi’nde “Sahneden Cezaevine Destek Kampanyası”na nasıl başladığımızı anlatmıştım. Dört aylık bir eğitim sürecinin ardından bir de eğitim oyunu çıkarmaya hazırlanan mahkumlarımız son provalarını yapmaktadırlar. Tabi ki bu duruma gelene kadar hem heyecanlı hem de yoğun çalışma gerektiren bir dönem geçirdik hep birlikte. Çünkü eğitim süreci bir yana oyun seçimlerinden başlayan ve anonslara kadar yapılan her bir iş mahkumların ve bizim azmimize kalıyordu. Bu süreçte zaman zaman eğlendik, zaman zaman hüzünlendik, zaman zaman sinirlendik derken işin sonuna geldik sayılır. Ama bu sona ne şekilde gelindi biraz buna değinmek istiyorum.

Grubun ve eğitim süresinin durumuna göre öncelikle bir oyun seçmemiz lazımdı. Fakat grup içerisinde hem yaş gruplarının hem de okuma-yazma seviyesinin farklı olmasından dolayı onların anlayıp, yorumlayabileceği düzeydeki oyunları bulmamız gerekiyordu. Bu sebeple, yazma çalışmaları yaparak, onlardan birer tane kısa oyun yazmalarını istedik ve hepsini değerlendirmeye aldık. Bu hem onlar için hem de bizim için büyük bir tecrübe oldu. Kapalı kapılar ardında da yaşayan düşünceler  olduğunu hep birlikte görmüş olduk. Yazılan oyunlardan dört tanesini seçtik ve dramaturjisini yaparak ilk adımı atmış olduk. İşte sıkıntılı dönem tam da burada başladı; çünkü rolleri dağıtamıyorduk. Hayır oyuncu azlığı veya çokluğu değildi sıkıntı, herkese bir rol düşüyordu elbet ama rolü verdiğimiz kişi ertesi hafta hiç beklenmedik bir anda tahliye olabiliyor veya sevk alabiliyordu. Tam da burada oyuna baştan hazırlanmak gerekiyordu. Tahliye oldu diye kızamıyor, oyun aksadığı için sevinemiyorduk. En dramatik yanı ise tahliye olacak veya sevk alacak kişinin ayakları geri geri gidiyordu kapıdan çıkarken. Oysa sevinmeleri gerekmez miydi? Onlar sevk almak için aylarca uğraşan insanlardı. Şimdi neden gitmek istememişlerdi? Halbuki eğitime ilk başladığımız dönemde de sürekli tartışıyorlardı. Yoksa tiyatro onları orada hiç olmadıkları kadar birbirlerine mi bağlıyor? Oradaki yaşantılarında hatırladıkları en güzel anı olarak mı kalacak tiyatro? Belki de onlar, tiyatro sadece anı olarak kalmasın hep hayatlarında olsun istemeye başladılar. Tabi ki bunlar tatlı tebessümler bırakıyor yüzlerde. Ama gerçek olan bir şey vardı ki, bu oyun eksiksiz gediksiz çıkmalıydı. Yani bize bir rol için, bir değil iki değil belki de üç oyuncu gerekiyordu. Prova günü görüşü olan, telefona giden, revire giden olduğunda bizim tek düşüncemiz “provayı nasıl kotarırız?” oluyordu. Bu sebeple her role birden fazla oyuncu seçildi.

Onlara tiyatronun önemli bir saat dalı olduğunu ve çok emek verilmesi gerektiğini bizler elimizden geldiğince anlatmaya çalıştık. Onlar da yavaş yavaş yaptıkları işi sahiplendiler ve sırf eğitimlere devam edebilmek adına içerideki iyi hallerini bozmadılar. Gerisi ezberlere ve rejilere kalıyordu. Ama bunlar da söylendiği kadar basit değil. Kimisinin ezber kabiliyeti çok iyiyken kimisinin hiç yok. Kimisi rejiyi çok çabuk alabiliyor, kimisi zorlanıyor. Bazısı sesini yanlış kullanıyor, bazısının sesi iyi çıkıyor. Kimisi sahneyi güzel kullanıyor,  kimisi yanlış kullanıyor. Ekip olarak her bir sorunun üzerinde tek tek çalışarak kısa bir süre sonra bunları da çözdük.

 Peki, kostüm , müzik ve dekor seçimi nasıl olmalı? İşte yeni bir sorun. Cezaevine müzik aleti, cd, cd çalar vs getirmek yasak. Aynı şekilde kostüm ve dekor sorunları da oluyor. Bütün bunları en basite indirmemiz gerekiyor. Elimizde olan imkan, cezaevinde bulunan eşyalardan dekor yapmak. Kostümleri cezaevinde bulunan terzi bir mahkuma diktirmekten başka çaremiz de yok. Bunlar birer zorluk evet, ama kazanımları da büyük. Dekoru dışarıdan satın alıp getirmek yerine, mahkumlardan biri kendisi yapacak ve adı dekorda yazılacak. Müziği ise mahkumlardan biri bağlamasıyla birlikte yapacak ve adı müzikte geçecek. Aynı şekilde kostümde adı olan kişi yine mahkumlardan biri olacak. Bütün bu olaylar  her ne kadar zorluk gibi görünse de herkesi tiyatroya dahil eden bir durum oluşturuyor. Şuanda ise kulis heyecanını yaşıyorlar; kısa bir süre sonra onları izleyecek ve alkışlayacak olan izleyicilerini bekliyorlar.

Yönetmen: Oyuncular ne durumda?

Asistan : Oyuna çıkmaya hazırlar efendim.

Yönetmen : O halde ver anonsu.

Asistan : “Sayın seyirciler, oyunumuz başlamak üzeredir. Lütfen sessizliği sağlayalım.”

Yönetmen : Işık…

                                                                               Deniz DEMİR
                                                                                   07.01.2011

* SAHNEDEN GEÇEN KİMSENİN YOLU CEZAEVİNE DÜŞMEZ, http://www.tiyatrohaber.net/?mxz=YaziD&hid=51, 2010


Picture
Create a free website with Weebly