DRAMA KUMPANYA YAZILARI
NASIL OLUYOR DA SANAT OLUYOR?
Batuhan KOZANOĞLU
Dünyanın en tartışmalı ve hatta kendi içinde bile çelişkili kavramlarından biri "sanat" olarak görülür. Özellikle ortaya çıkışı, gelişimi ve sonuçları önceden tahmin edilemediği, dahası bu durumun önüne geçilemeyeceği için bir o kadar da korkulan bir kavramdır.
Korkutması hem yararınadır, hem de zararına çünkü korku insanda önüne geçilemez bir merak uyandırır. Bir yandan da korkulandan kaçma arzusunu da doğurabilir.
"Zevkler ve renkler tartışılmaz."
İşte tam da bu noktada sanatın yanlılaşması ve buna bağlı olarak da yönlendirilmesi ortaya çıkmaktadır. "İşine gelmeyeni dışla!" mantığı çoğu olguya hükmettiği gibi sanata da hükmetmeye çalışır. Kaçırdığı nokta ise sanatın başta da bahsedildiği gibi, yönlendirilemiyor olmasıdır.
Herhangi bir oyunun, müzik bestesinin, şiirin, resmin veya başka bir yapıtın sırf kötülemek için eleştirilmesi, o yapıtı gitgide daha da güçlendirir. Reklamın iyisi kötüsü olmaz sözü de doğruluğunu bu şekilde kanıtlayabilir zira söylenen her söz yaratılan şeye "ses" kazandırır.
Her sanatın bir alıcısı vardır elbet ancak niceliği, hiçbir sanatı yıldırmaz. Aksine hırslandırır. Estetik kaygısı güden her şey, kendini kanıtlayabilecek noktayı hedefler.
"Sanat faşizmi."
Popüler kültür olgusunun, insanları gitgide eleştirel bakış açısı ve farkındalıktan uzaklaştırması da direkt olarak bu konuyla ilgilidir. Herhangi birinin ya da topluluğun ortaya koyduğu ürün herkese sunulur, kendi hedef kitlesini kendi yaratır.
"Sanat, sanat için midir, yoksa toplum için mi?" sorusu ise bu durum karşısında "sanat için" cevabını alır. Çünkü toplum, kitlelerden oluşur ve kitleler, neyi alacağına karar verirken bütün olarak hareket ederler. Kitleler bu şekilde -sürü psikolojisi içerisinde de denebilir- kendi içlerinde azınlıklar yaratabilir. Sanat ise toplum için olmaktan çıkmıştır artık. Sanat, sanat içindir çünkü kitlesine karşı aynı kalmalıdır, kendini korumalıdır.
Bahsedilen azınlıklar sunulan ürünü beğenmeyenlerdir. Bu kişilere kitleler sosyal ilişkiler içerisinde tavır koyabilir ve onları dışlayabilirler. Zevkleri uyuşmadığı için onlara ön yargı kurabilirler.
Bu durum sanat faşizmini tam olarak açıklamaktadır aslında.
"En güzel müzik benim müziğim."
Sanat faşizmine verilecek en net örnekler müzik içerisindedir.O kadar güçlüdür ki belirli türler sadece belirli sosyal kitle grupları tarafından dinlenir. Elbette bu durum "şu tipte insanlar bunu çok sever" şeklindeki basit bir tutumun sonucu değildir.
Müziğin sosyal grupları bu kadar etkilemesinin en büyük sebebi alabildiğine aktif olmasıdır. Bir konser etkinliğinin planlanması ciddi anlamda herhangi bir tüketim ürününün tasarlanması gibidir. Çünkü satılması gereken bir "ürün" ve hitap edilmesi gereken bir "kitle" vardır.
Bu alışveriş mantığının bir sonucu olarak "aynı müzik türünü dinleyen insanlar" ile "aynı muhitte oturan insanlar" birbirine benzer sosyal gruplar halini alır. Kentli-köylü ya da zengin-fakir gibi.
"Bekleme yapma müzisyen!"
" Hedef kitle, ürün, alışveriş" durumu sanatın ticari hale gelmesine yol açtığı gibi bu durumu bir kısır döngü içine sokarak onu güçlendirir de.
Sanat yaparak para kazanılabilir. Buna kimse itiraz edemez çünkü bir elektrikçi ile prizleri takan tanıdık arasında büyük farklar vardır. Sanat meslek olmalıdır ki üzerine uzmanlaşılabilsin, daha yeni, daha iyi, daha kaliteli "ürünler" ortaya çıkarılabilsin.
Elbette icra edilen şey herkese sevdirilemeyebilir ve fakat sadece bu durum onun "kötü" ya da "kalitesiz" olduğu anlamına gelmemelidir. Estetik kavramı gerekirse okullarda irdelenmeli ve sanat seçebilen bireyler yetişmelidir.
Neyi sevdiğinizi bilmek neye inandığınız kadar önemlidir.
Sanatla kalın.
Batuhan KOZANOĞLU
27.7.2010
www.dramakumpanya.com
Batuhan KOZANOĞLU
Dünyanın en tartışmalı ve hatta kendi içinde bile çelişkili kavramlarından biri "sanat" olarak görülür. Özellikle ortaya çıkışı, gelişimi ve sonuçları önceden tahmin edilemediği, dahası bu durumun önüne geçilemeyeceği için bir o kadar da korkulan bir kavramdır.
Korkutması hem yararınadır, hem de zararına çünkü korku insanda önüne geçilemez bir merak uyandırır. Bir yandan da korkulandan kaçma arzusunu da doğurabilir.
"Zevkler ve renkler tartışılmaz."
İşte tam da bu noktada sanatın yanlılaşması ve buna bağlı olarak da yönlendirilmesi ortaya çıkmaktadır. "İşine gelmeyeni dışla!" mantığı çoğu olguya hükmettiği gibi sanata da hükmetmeye çalışır. Kaçırdığı nokta ise sanatın başta da bahsedildiği gibi, yönlendirilemiyor olmasıdır.
Herhangi bir oyunun, müzik bestesinin, şiirin, resmin veya başka bir yapıtın sırf kötülemek için eleştirilmesi, o yapıtı gitgide daha da güçlendirir. Reklamın iyisi kötüsü olmaz sözü de doğruluğunu bu şekilde kanıtlayabilir zira söylenen her söz yaratılan şeye "ses" kazandırır.
Her sanatın bir alıcısı vardır elbet ancak niceliği, hiçbir sanatı yıldırmaz. Aksine hırslandırır. Estetik kaygısı güden her şey, kendini kanıtlayabilecek noktayı hedefler.
"Sanat faşizmi."
Popüler kültür olgusunun, insanları gitgide eleştirel bakış açısı ve farkındalıktan uzaklaştırması da direkt olarak bu konuyla ilgilidir. Herhangi birinin ya da topluluğun ortaya koyduğu ürün herkese sunulur, kendi hedef kitlesini kendi yaratır.
"Sanat, sanat için midir, yoksa toplum için mi?" sorusu ise bu durum karşısında "sanat için" cevabını alır. Çünkü toplum, kitlelerden oluşur ve kitleler, neyi alacağına karar verirken bütün olarak hareket ederler. Kitleler bu şekilde -sürü psikolojisi içerisinde de denebilir- kendi içlerinde azınlıklar yaratabilir. Sanat ise toplum için olmaktan çıkmıştır artık. Sanat, sanat içindir çünkü kitlesine karşı aynı kalmalıdır, kendini korumalıdır.
Bahsedilen azınlıklar sunulan ürünü beğenmeyenlerdir. Bu kişilere kitleler sosyal ilişkiler içerisinde tavır koyabilir ve onları dışlayabilirler. Zevkleri uyuşmadığı için onlara ön yargı kurabilirler.
Bu durum sanat faşizmini tam olarak açıklamaktadır aslında.
"En güzel müzik benim müziğim."
Sanat faşizmine verilecek en net örnekler müzik içerisindedir.O kadar güçlüdür ki belirli türler sadece belirli sosyal kitle grupları tarafından dinlenir. Elbette bu durum "şu tipte insanlar bunu çok sever" şeklindeki basit bir tutumun sonucu değildir.
Müziğin sosyal grupları bu kadar etkilemesinin en büyük sebebi alabildiğine aktif olmasıdır. Bir konser etkinliğinin planlanması ciddi anlamda herhangi bir tüketim ürününün tasarlanması gibidir. Çünkü satılması gereken bir "ürün" ve hitap edilmesi gereken bir "kitle" vardır.
Bu alışveriş mantığının bir sonucu olarak "aynı müzik türünü dinleyen insanlar" ile "aynı muhitte oturan insanlar" birbirine benzer sosyal gruplar halini alır. Kentli-köylü ya da zengin-fakir gibi.
"Bekleme yapma müzisyen!"
" Hedef kitle, ürün, alışveriş" durumu sanatın ticari hale gelmesine yol açtığı gibi bu durumu bir kısır döngü içine sokarak onu güçlendirir de.
Sanat yaparak para kazanılabilir. Buna kimse itiraz edemez çünkü bir elektrikçi ile prizleri takan tanıdık arasında büyük farklar vardır. Sanat meslek olmalıdır ki üzerine uzmanlaşılabilsin, daha yeni, daha iyi, daha kaliteli "ürünler" ortaya çıkarılabilsin.
Elbette icra edilen şey herkese sevdirilemeyebilir ve fakat sadece bu durum onun "kötü" ya da "kalitesiz" olduğu anlamına gelmemelidir. Estetik kavramı gerekirse okullarda irdelenmeli ve sanat seçebilen bireyler yetişmelidir.
Neyi sevdiğinizi bilmek neye inandığınız kadar önemlidir.
Sanatla kalın.
Batuhan KOZANOĞLU
27.7.2010
www.dramakumpanya.com
