Drama Kumpanya
  • Anasayfa
  • Hakkımızda
  • Sanat Yönetmeni
  • Kadromuz
  • Oyunlarımız
  • Galeri
  • SDK
  • Kumpanya Yazıları
  • Çalışma Dosyaları
  • İletisim

DRAMA KUMPANYA YAZILARI

Picture
                             ŞİDDET İLE TİYATRO

                                      Erkin AYKIN
 
            İlk çağlarda yaşamış olan insanlardan günümüze bozulmadan gelen en büyük durumun şiddet olduğu düşünülmektedir. Filmlerde, kitaplarda, söylentilerde de belirtildiği üzere ilk çağlarda erkeklerin kadınları saçlarından tutarak sürükledikleri anlaşılmakta; avını öldürmek için karşı güç ve kaba kuvvet kullandıkları bilinmektedir. İlkel kabilelerde çocuklar ergenliğe adım atmak için kendilerine acı çektirerek vücutlarına delik ya da damgayla işaret yaptıkları bilinmektedir. Mitolojide tanrılar kendine karşı gelenleri ya da kendilerine zarar verecek olanları hiç düşünmeden öldürürdü. Mısır tarihinde sürekli insanlar bir şeye tapmak için insan kanı akıtırdı. Bu zamana kadar yapılmış olan şiddetlerin bilinçsiz olduğu ve hep bir tanrı yönetimi altında gerçekleştiği düşünülmektedir. Ama bu bilinçsiz şiddet, modern hayat yaşamaya başlanınca bilinçli şiddete dönüşmüştür. Günümüzde bir tanrıya ya da bir şeye tapmak için değil, para için, insanlar içlerindeki öfkeyi yenemedikleri için kan akmaktadır. Artık Dünyada şiddet o kadar alışıla gelmiş bir mevzu oldu ki insanlar bu olayı yadırgamayıp doğal bir şeymiş gibi karşılamaya başladı. Şiddet bir yaşam biçimi olmuştur. İnsanlar zorda kalınca şiddeti kullanmayı sevmeye başlamış ve alt nesillerde bunları örnek almış. Altı-Yedi yaşında okula giden bir çocuk, arkadaşı onun kalemini aldı diye rahatlıkla tokat atabiliyor ya da dört yaşında bir çocuğun oyuncağını aldığınız zaman size zarar vermeye kalkıyor. Bu bir refleks değil aslında. Çocuklar her zaman gördükleri şeyleri yansıtır. Aileden ya da televizyondan görmüş oldukları hareketleri, davranışları aynen hayatlarında uygulamaya başlamaktadırlar. Sonuç olarak şiddet bir yaşam biçimi ve kolay kaçış yolu olmuştur. Şiddet, dünya var olduğundan beri bir şekilde kendini var etmiş, gücünü insandan ve nedensizlikten alan bir kavram olmuştur. İnsanların yarısı konuşarak bir sorunu çözmeyi çok fazla sevmez; tıkandıkları yerde kaba kuvvete ya da saygısızca konuşmaya başvururlar. Konuşarak anlaşabilen ve bir sorunu sıkılmadan çözüme ulaştırabilen insanların sayısı ise diğerlerine kıyasla çok azdır.

            Araştırmalar kapsamında şiddet üzerine oynanan ve yazılan oyunlarda Semaver Kumpanya topluluğu dikkat çekmiştir ve bunun sonucunda birkaç oyununu incelemeye alınmıştır. Kumpanya’nın web sitesinde belirtilen yorum(web,2010) şudur: “Shakspeare’in bundan beş yüz yıl önce yazdığı oyun metni, Roma Hükümdarlığı üzerinden tüm devletlerin kendi çıkarları için neler yapabildiklerinin; bir yandan gerçekçi, bir yandan da sür reel bir göstergesi. Roma Uygarlığı, dünya tarihinin en şiddetli ve vahşi dönemlerinden biridir. Shakspeare, buradan yola çıkarak, imparatorluk ve intikam için başlayan şiddetin bulaşıcı olduğundan bahsediyor. Oyunun başından sonuna kadar onlarca karakter ölüyor ve bu sanki yemek yemek kadar doğal bir eylemmiş gibi gerçekleştiriliyor. Kana kan, intikam!”

            Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği, Semaver Kumpanya oyuncularının yer aldığı oyunda, tüm bu şiddet olaylarına karşı bir de görsel bir yorum sunuluyor. Oyunda yeraltı fikri etkileyici bir buluşla realize ediliyor. Sinan Fişek’in ilginç yorumuyla Türkçeye ‘’BEŞ PERDELİK MANZUM MAGANDA FACİASI’’ olarak uyarladığı William Shakspeare’in Titus Andronicus’u şiddet üzerine yazılmış bir eserdir. Semaver Kumpanya’nın Sinan Fişek çevirisini sahneleme amacı ise; metni çok daha anlaşılır ve katmanlı olarak ele alışıdır.”

          Semaver Kumpanya ekibi günümüzde tiyatro ve şiddeti en iyi vurgulayan topluluklardan biridir. Tabi ki bunun sahneye yansımasındaki en büyük etkeni Işıl Kasapoğlu’dur. William Shakspeare’in Titus Andronicus adlı eseri sadece şiddet üzerine yazılmıştır. Bu oyunun yanı sıra yine Semaver Kumpanya’nın sergilemiş olduğu Eugène Labiche’nin yazmış olduğu “Lursin Sokağı Cinayeti”. İşlenmiş olan bir cinayetin bilinmezliğini anlatmaktadır. Loula Anagnostaki’nin yazmış olduğu “Resm-i Geçit; Kumpanya’nın web sitesinde “Dört duvar arasında sıkışıp kalmış iki kardeşin dışarıdaki yaşamın gerçekliğinden uzakta sürdürdükleri hayatlarının birdenbire nasıl değiştiğini çarpıcı bir dille anlatıyor” ve “"Masum olmak, habersiz olmak iki küçük kardeşi şiddetten korumayacaktır. …” şeklinde tanıtılmaktadır. Adel Hakim’in yazdığı “İnfazcı No: 14” isimli oyun ise iç savaş sırasında bir kişinin yaptıklarını şu şekilde ifade etmektedir:

“Günün birinde yaşadığın yerde savaş çıkarsa ne yaparsın?
Kaçarsın,
sadece nefes alıp vermeyi sürdürebilmek için... 
Bir masanın altına saklanırsın...
Ve günlerce, haftalarca, aylarca beklersin.
Bombalamalara, askerlere, tüfeklere, kaçışan insanlara bir anlam veremeden...
Yaşamaya çalışırsın.
Kendine bir çözüm ararsın, ama hayalini bile kuramazsın.
Sonra bir gün, bir bomba gelip senin evini seçerse... 
Sonra bir gün, biri gelip her şeyini alırsa elinden...
Ve her şeyini kaybedersen...
Ne yaparsın?
Ya bu dünyadan göçüp gidersin adres vermeden
Ya da kalıp inanmaya başlarsın.
İste ya da isteme... Savaşa!
Savaşırsın...
İnanmaya başlarsın ve...
Savaşırsın.
Tek bir düşmanın kalmayana dek...”

Kumpanya’nın bir diğer oyunu, Kübalı oyun yazarı Abel Gonzales Melo’nun yazdığı “Chamaco” ise web sitesinde şu şekilde tanıtılmıştır: “Karel Darin’in işlediği cinayet üzerinden kurgulanan oyun da, cinayetin sonrasında gelişen olay örgüsünü ve çarpıklıkları görmekteyiz. İnsanların yalnızlıklarını, çelişkilerini, hüzünlerini ve var olan düzen içinde tutunamayışlarını aktaran oyun, insanın koşullar karşısında değişim sürecini lirik bir dil ile aktarmaktadır.”    
                                                                                                                                                          
             Şiddet hayatta her yerde ister istemez karşımıza çıktığı gibi peşimizi de hiçbir yerde bırakmamış. Uzun zamandır sinemalarda aksiyon ya da mafya filmleri mevcut ve her zaman eğitici, mesaj veren ve eğlence kaynağı olan tiyatroda da şiddet tüm çıplaklığıyla karşımızdadır. Türkiye’de; Sabahattin Kudret Aksal, Melih Cevdet Anday, Adalet Ağaoğlu, Sevim Burak, Murathan Mungan, Turgay Nar on yapıtla (Kahvede Şenlik Var, Önemli Adam, Ölüler Konuşmak İster, Müfettiş, Kozalar, Sahibinin Sesi, İşte Baş İşte Gövde İşte Kanatlar, Taziye, Mahmud İle Yezida, Çöplük) tiyatroda şiddet uygulamasına başlamışlardır. Daha çok Türkiye’deki toplumsal düzenin bozukluğunu ve siyasi şiddeti ele alarak yazılmış oyunlardır. Aslında bu oyunlarda yapılan, seyirciye, kendi dünyasının dışındaymış gibi duran bir şeyleri anlatmaktır. Kimi ipuçları verilir onlara ve yolunu bulması, yorumunu yapması beklenir. Başka bir deyişle, kendi gerçekliğini yaratır tiyatro ve seyirciden onu çözmesini bekler, ama anı zamanda sahne ile salon arasına mesafe koymaya özen gösterir. Gerçekten de, olayların fantastik, mitsel ya da gerçekdışı yanları izleyenin sahneyle özdeşlemesini engeller, bir yandan da onun üstüne gider.

            Murathan Mungan, “Mahmud ile Yezida” oyunu ayin sahnesiyle başlar. Ortada yanan bir ateşle kötülükleri, şiddeti yok etme arzusu… Sevim Burak’ın “işte baş, işte gövde, işte kanatlar” adlı oyununda geçmiş bir günü, bir ölümü tekrarlamaya yarayan eşyalarla, bir ölümü anlatır. Cevdet Anday’ın “Ölüler Konuşmak İster” bir geminin kıç kısmında, aslında bir grup ölü insanın kendilerini sorgulaması ile geçer. Hepsi bir birini dinler ama çaresizlerdir, birbirlerini mahkemeye vermek için bile paraları yoktur. Bunu sonucunda şiddet baş gösterir. Örneğin evlenme ümidiyle kızın ırzına geçen bir adamı mahkemeye veremedikleri için üstüne yüklenirler. Cevdet Anday’ın “ Müfettişler” adlı oyununda(Çamurdan, 2004, s. 12)  ise bir korku, bir kuşku atmosferi ile başlar.“Sahnede bulunan adam dikkatle çevresini dinler, ürkek bakışlarla sağa sola bakar. Bir ayak sesi gelince hemen masanın altına gizlenir. İçeri giren karısının yüzünde hem korku hem de kırgınlık vardır. Kadın soğukkanlı hem de sert konuşur. Buyurgan bir sesle kocasını sorgular ona bağırdıkça adam korku ile kekeler, buyrukları yerine getirir…”

            Kapatılmışlık, çaresizlik, kıstırılmışlık ve içine kapanıklık her zaman şiddeti, ölümü doğurur. Dış dünyayla ilgisi olmayan bir insan, sonunda her zaman acı bir şekilde kendi içinde ölüme ulaşacaktır. Çaresiz bir insan her zaman şiddete eğilimlidir. Bir çıkış yolu bulamayınca ya da bir sorununu çözemeyince her zaman sonu şiddetle biter. Yaptığı yanlış bir şey sonucunda köşeye sıkışan bir insan açık ya da kapalı şiddete başvurur. Yıllarca psikolojik olarak içine kapalı asosyal bir insan başta kendisine daha sonra ise karşısında ki insanlara zarar vermeye başlar. İçine kapanıklılık Türkiye’de çok alışıla gelmiş bir durum olmakla birlikte dünya çapında da psikoloji bilim dalının ana çalışma alanlarından bir tanesidir. İçine kapanmanın her zaman geçerli bir sebebi vardır. Ailede görmüş olduğu şiddet ya da çocukken babanın anneyi dövmesi, şahit olduğu bir cinayet ya da anlam veremeyecek olduğu bir durum içine kapanık olmaya iten sebepler içindedir.

               Sonuç olarak içine kapanık olmanın, çaresizliğin ve köşeye sıkışmanın ana sebebi şiddettir. Şiddet bazı durumlarda bireysel olarak kendini kanıtlama yöntemi de olmuştur. Belirli bir özelliği olmayan insanlarda tek kendini kanıtlama yöntemi şiddettir; tragedyalarda tanrıların yeryüzündekileri öldürmesi ya da ortaçağ oyunlarında kral olmak için kralların öldürülmesi gibi.

            Oyunlara şiddet genelde beden odaklı gerçekleşir. Tacizler, tecavüzler, işkenceler vb. Bu durumlar seyircilerin yaşadıklarını, görmediklerini ya da unutmak istedikleri olayları tekrar günceller ve hiçbir zaman bir “katharsis” durumu yaşanmaz. Sahne oyun oynanırken seyircide aynı acıyı aynı şiddeti içinde hisseder ve oyunun içinde olur. Şiddet sahnede aynı zamanda işitsel ve görsel olarak uygulanabilir. Oyun içinde, şiddetli gelen bir telefon, dışarıdan gelen şiddetli bir ses ya da insan beynindeki şiddetli bir uğultu.

            Dış seslere gelmişken genç bir oyun yazarı ve yönetmeni olan Kemal Oruç’tan bahsedilmesi doğru olur: Onun adının da yukarıda saymış olduğum “Türk Tiyatrosunda Şiddet” oyun yazarlarının arasında bulunması gerekir. 2010 yılında “Yaşam Deneyi” adlı oyunla şiddeti ve insanların kendilerini sorgulamaları gerektiğinin üstüne basan, bağıran, haykıran bir oyun sergilemiştir. Oyunda, farklı nedenlerle, intihar eden beş gencin beyinleri bir bilim adamı tarafından kontrol edilir. Oyunda gençlerin başında bulunan bir denetçi, aynı koyun sürüsünün başındaki çoban gibi, gençleri yönlendirir. Oruç, oyun içinde çok fazla gönderme yapmış ve gençleri intihara iten farklı unsurları üstüne basa basa incelemiştir. Birinci genç ailesinden şiddet görerek müzik tutkusundan uzaklaştırılmış ve kendini doğramış; ikinci genç evlenme vaadiyle kandırılıp fahişelik yapmaya başlamış ve sonunda canına kıymış; üçüncü genç çalışmakta olduğu iş yerinde bir gence tecavüz eden ve sonrasında çocuğu öldüren ustasını yakalamış ve cinayet bu gencin üstünde kalmıştır.   Hapishaneye girmiş ve orada farklı işkenceler, tacizler ve tecavüzle karşılaşmıştır. Daha sonra dayanamayıp kendini öldürür. Dördüncü genç dayısı tarafından tecavüze uğrar ve içine kapanır. O da daha sonra intihar eder. Beşinci genç ise kanlısıyla ilişkiye girip hamile kalır ve töre cinayetine maruz kalır.

            Oruç, gençlerin bu hikâyelerini gerçek olaylardan esinlenerek yazmıştır.

            Sonuç olarak bütün gençler bir şekilde bir şiddete maruz kalmaktadır. İçine kapanıklılık, çaresizlik ve kıstırılmışlık bu oyunda çok iyi yansıtılmaktadır ve hepsinin şiddeti doğurduğu çok açık görülmektedir. Kemal Oruç, bu oyunla ilgili yapılan söyleşide yazmış olduğu oyunla ilgili şu sözleri söylemiştir; “  Günümüz koşullarında art arda gelen ekonomik krizler, siyasi çıkmaz ve eğitim sisteminin yarattığı kaos, insanlarda bir isyan duygusu uyandırmaktadır. Bu isyan duygusu, kaosu yaratanlara ulaşamadığı için bireyselliğe inmiş ve sosyal şiddet ortaya çıkmıştır. Tiyatronun asal görevi de var olan gerçeği insanlara sunmak olduğu için böyle bir oyun yazma gereği duydum. İnsanların, oyundaki karakterlerle özdeşleşebileceği ve kendi gerçekliliklerini bulabileceği bir yapıt ortaya koymaya çalıştım. İnsanlar bir araya gelip ortak isyanlarını tepedekilere haykırmadıkça, sosyal şiddet hepimizin içini kemiren bir hastalık olmaya devam edecektir. Yaşam deneyi adlı oyunumda bu gerçeği insanlara sunmaya çalıştım ve en büyük dileğim, Türkiye’deki bütün tiyatroların, bu tür toplumcu, gerçekçi oyunlar sahnelemesi ve topluma doğru yönü göstermesidir.”

            In-Yer-Face tiyatrosu, tiyatroda şiddetin ulaşmış olduğu en üst düzeydir. İngilizce tam karşılığı(Sierz,2009, s.11) “Pervasızca saldırgan veya kışkırtıcı, görmezden gelinmesi ya da kaçınılması imkansız olan.”’dır. Ama günümüzde Türkçe karşılığı tam olarak “Suratına Tiyatro” olarak biliniyor. Suratına Tiyatro, alışılagelmiş İtalyan sahnelerin aksine, küçük bir oda da ya da boş büyük depo gibi bir mekânda oynanabilir. Amacı, oyunun içinde seyircinin de olması. Suratına Tiyatroyu açıklamak gerekirse(A.e, 2009, s5) “Tiyatro teknikleri bağlamında çiğliği, yoğunluğu ve küfürleşmeyi vurgulayan sahne dili, keskin acı ve kasvetli kırılganlığı gösteren sahne imgeleri, masum kurbanlardan çok su ortaklarını tercih eden karakter tanımı ve perde arası verilmeksizin süren doksan dakikalık oyun ve aydınlanma anlatısını öne sürüyor”. Bir başka tanımda ise(A.e, 2009, s.18) “Seyirciyi ensesinin kökünden tutup mesajı alıncaya kadar silkeleyen oyunların tümü. Bir sansasyon tiyatrosudur: hem oyuncuları hem de. …”olarak geçer. Suratına tiyatro, ilk olarak 2000 yılında Faber and Faber Limited tarafından Aleks Sierz’in “In-yer-Face Theatre: British Drama Today” adlı kitabı dünya çapında yayınlanmıştır. Ama daha önce 90’lı yıllarda sahnelenmeye başlanmış. 2005 yılında ise Murat Daltaban’ın kurmuş olduğu DOT tiyatrosu ile Türkiye’de sahnelenmeye başlamış. Mısır apartmanının küçük bir odasında, oyunlar oynanmaya başlanmış ve seyircinin tepkisini Daltaban şöyle anlatıyor(A.e, 2009, s.10) “…Kürklü Merkür sırasında. … Oyunun tam orta yerinde çıkan bir grubun en öfkeli kişisinin söyledikleri çok ilginçti; oyunun geriliminden elleri ve sesi titriyordu, öfkeden gözleri dışarı uğramıştı ve sürekli şöyle diyordu: “Cuma gecemi mahvetmeye ne hakkınız var sizin? Bu gecenin devamında eğlenecektik arkadaşlarımla. Ama şu halime bir bakın…”” Bu in-yer-face tiyatrosu oynayan bir grup için söylenebilecek en güzel söz olması gerek.  DOT tiyatrosunda dokuz farklı in-yer-face tiyatrosu sergilenmekte. Robert Schild www.tiyatronline.com/ykulis194.htm. Web sitesinde yazmış olduğu bir makalede,” in-yer-face” ve DOT’ tan şu şekilde bahsetmiş: “1990'ların İngiltere sahne yaşamında yeni bir tiyatro türü belirmeye başlar. Nasıl ki ondan kırk yıl önce gene aynı ülkede John Osborne ve Arnold Wesker gibi "öfkeli genç adamlar" olarak tanımlanan yazarlar, devrimci "angry young men" tiyatro ekolünü yaratıp ülke sınırlarının dışına taşımışlarsa, kısaca. …”

            In-yer-face, Suratına Tiyatro, tiyatroda şiddetin, dışavurumculuğun, çaresizliğin ve kıstırılmış duysunun bir sembolü olmuş. Farklı bir mekân olgusuna sahip olan in-yer-face, neredeyse her yerde oynanabilme özelliğiyle, özellikle Türkiye’de amatör ve genç tiyatroların tercihi haline gelmiş.

            İlk çağlarda yaşamış olan insanlardan günümüze bozulmadan gelen en büyük durumun şiddet olduğu düşünülmektedir ve araştırmalar kapsamında da artarak devam ettiği görülmektedir. Yabancı ve Türk oyun yazarları tiyatroda şiddeti, çaresizliği ve ezilmişlik duygusunu tiyatroya aşıladılar ve genç oyun yazarları onları örnek alarak tiyatroda şiddeti daha ileri noktaya taşıdılar. En son karşılaştığımız sonuç ise “in-yer-face” yani “suratına tiyatro” ve Türkiye için ileri noktalara varması gereken bir akım. Çünkü Türk halkı kendi geçmişinden, yaptıklarından, gerçeklerden ve kendini sorgulamaktan kaçıyor. Suratına Tiyatro’nun asıl amacı, insanların kendilerini sorgulamasıdır. Ama Türkiye’de, hükümet kendini sorgulatmadığı sürece, tiyatro, insanların kendilerini sorgulaması için fırsatları nasıl sunsun…
           
      
 
Kaynaklar
1-     ÇAMURDAN, Esen; “Şiddet ile Oynamak”, Mitos Boyut Yayınları, İstanbul, Türkiye, 2004
2-     Semaver Kumpanya Resmi Web Sitesi, www.semaverkumpanya.com, 2010
3-     SIERZ, Aleks; “Suratına Tiyatro. Britanya’da In-Yer-Face Tiyatrosu”, Mitos Boyut Yayınları, İstanbul, 2009
4-     Tiyatro Sitesi, www.tiyatronline.com/ykulis194.htm, 2010
 
 
 
Kaynakça
 
1-     CAMPBELL, Joseph; “Yaratıcı Mitoloji, Tanrının Maskeleri”, İmge Kitabevi, İstanbul, Türkiye, 2.baskı, Temmuz 2003
2-     ÇAMURDAN, Esen; “Şiddet ile Oynamak”, Mitos Boyut Yayınları, İstanbul, Türkiye, 2004
3-     DOT Tiyatrosu Resmi Web Sitesi, www.go-dot.org, 2010
4-     SCHWAB, Gustav; “Klasik Yunan Mitolojisinin En Güzel Efsaneleri (İkinci cilt)”, İlya Yayınevi, İzmir, Türkiye, 2007
5-     SIERZ, Aleks; “Suratına Tiyatro. Britanya’da In-Yer-Face Tiyatrosu”, Mitos Boyut Yayınları, İstanbul, Türkiye, 2009
VERNANT, Jean-Pierre; “Torunuma Yunan Mitleri”, Helikopter Yayınevi, İstanbul, Türkiye, 2009



Picture
Create a free website with Weebly